- Kurucu: Cihad Tuncer
- Web Sitesi: http://www.hocam.com/grup/5552/insan_inandigi_seyler_ugruna_muhtesem_hatalar_yapabilr/
- Adres: .
Bir adam,
Bir kadını ölüm onları ayırana kadar mı sevmeliydi,
Yoksa kadın tutku bitince ölümü beklem...emelimiydi?
Adresler başka aldatmalar aynı değilmiydi?
Saatler ihaneti gösterdiyse gecenin geç vakitlerinin günahı neydi?
Giden kimdi,
Kalan kimindi?
Bu ayrılığı kim icad etti?
Ve geri dönmemeyi gidenlere,
Kimler öğretti?
Emre GÖKCE / DÜŞ (Şiirinden Alıntıdır)
Şeyh Sadi derki :Aşk'a uçma kanatların
yanar...Mevlana der ki ; Aşk'a uçmadıktan sonra kanat neye yarar...Yunus
Emre de der ki ; Aşk'a vardıktan sonra kanadı kim arar;Garip ibrahim
derki;Aşkı kim bulmuş ki ona uçar...
Olur mu,olmaz mı bilmiyorum ama ben seni
oluruna bıraktım..Burada bir ben var seni yaşayan demekten bıktım
artık..Gidenin kalmışlığını yaşamak geçiyor içimden, inatla tutuyorum
kendimi ...'''' Beni anlamıyorsun''''deyişinin ne anlama geldiğini
bilmiyorum, neyini anlamıyorum ben senin; suskunluğunu mu , mahzunluğunu
... mu?... Hayatında bana dair bir şeyin, benimle alakadar bir cümlenin
kalmayışını görürken benim anlamadığım ne anlamıyorum...Git..İçimden
yüzbinkere gitmee geçsede git sen...GİT..Giderken sen; ben yanlızca
bakacağım ardından...Her harfine binlerce hayır sığdıracagım.Bir ''Peki
'' dökülecek dilimden...Nasılsa yüreğimin sesini duymuyorsun artık,
onun gitmeleri senin anlamayacağın bir dilde, duymayacagın bir tonda
olacak...Bunları sana göstermeyeceğim,söz veriyorum..Yüreğime hapsedip
hepsini bir '' Peki '' ye sıkıştıracagım....Bunuda sen anla !OLURUNA
BIRAKTIM BEN SENİ
Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma...
Anlatılanları iyi
dinle, ama hepsini doğru sanma...
Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin
anlamına gelmez...
...Çok konuşmak da, çok şey bildiğini göstermez...
Herkesi
kendinle bir ve eşit gör...
Her kim olursa olsun bir insanı
küçümsemek akılsızlık, çok büyük
görmekte korkaklıktır....
Kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
"Beni seviyor musun?"
"Evet"... dedi adam...
Güneşini ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
"Beni seviyor musun?"
"Tabi" dedi adam...
Kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
"Beni seviyor musun?"
"Elbette" dedi adam...
Kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
"Beni seviyor musun?"
"Biliyorsun" dedi adam...
Kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
"Beni seviyor musun?"
Aşağılara baktı adam zirveden.
Başkalarını gördü
Sustu adam
Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
Kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
"Beni mi seviyorsun?"
"Onu da seviyorum seni de" dedi adam...
Sustu kadın...
Verecek bir şeyi kalmadığında...
"Senin yüreğine ihtiyacım var" dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
"Beni sevmiyor musun?" dedi adam.
Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...
Benim Adım Aşk
Var mı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim
Bülbül benim lisanımla ötüştü
Bir gül için canevinden tutuştu
Yüreğime Toroslardan çığ düştü
Yangınımı söndürmedi kar benim
Niceler sultandı kraldı şahtı
Benimle değişti talihi bahtı
Yerle bir eyledim taç ile tahtı
Akıl almaz hünerlerim var benim
Kimin yüzüne tükürmeliydi hayat,
Maske takanın mı yoksa o maskeyi indirenin mi?
Bir kadın kiminle se...vişmeliydi,
Kime sarılmalıydı kolları ya da kimin koynunda olmalıydı,
Cebi paralının mı,
Yoksa uğrunda paralananın mı?
Kimdi dost..
Geçip giden yıllar mı,
Yoksa pastanın üzerinde söndürülen mumlar mı?
Ve neden eşit dilimlenmezdi acılar,
Gelen davetsiz misafir çoktu,ondan mı?
Kimdi Aşk,
Yanında olan mı terk etmemecesine,
Yoksa kalarak acıtan mı gitmemecesine?
Boş bir sinema salonunda oynuyor
tek başına çektiğim siyah beyaz
sessiz son film
...Ne kuşları seyreden kedi kadar heyecanlıyım artık
ne de o kuşlar kadar
salak ve kendine hakim
kamera stop! yalnızlığıma kapalı gişeyim.
Ağlamak
Unutmak kadar kolaydır inan
Sevin
...ağlayabiliyorsan
Sevin ağlıyorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Gül
ağlıyorum ağlıyorum diye
Sana birşey yapamam
Ağlayamıyorsan
Yanağımdaki yaş kurumamış hala
Çok fazla uzaklaşmış olamaz,Hüzün..
Asık
yüzümle âşık yalnızlıkları yüzdürürüm gecenin göbeğinde
...Ve artık
bildim
Bil Sevgili sende
Geri dönmen batıl bir inanç olarak kabul
edildi bende..
Halife Leyla'ya dedi:
" O, sen misin?
Mecnun senden dolayı mı
perişan oldu
...ve kendini kaybetti? Sen diğer güzellerden üstün
değilsin! "
Leyla dedi:
" Sus! Zira sen Mecnun değilsin "
Aydınlık neyin oluyor senin
gökyüzü akraban filan mı
beni bulur bulmaz gözlerin
şimşek çakıyorum yalan mı
...yüzünde yalazını gezdirdiğin
saçlarından tutuşmuş orman mı
akla ziyan bir şey elektriğin
ayışığı mavisi dudaklarından mı
o ışık zenginliği mi giyindiğin
uzay tozları mı yıldızlardan mı
elime dokunduğu an elin
güneşler açıyorum sahi ondan mı
aydınlık neyin oluyor senin
Dün akşam dedim şen sevgiliye;
seninle lades tutuşalım diye.
imalı bir eda katıp sesine,
sevgili dedi ki; "söyle nesine?".
...dedim aldatırsam ben seni,
öpeyim bir kez beyaz enseni,
aldanırsam üç gün yüzüme bakma,
saçını önümde çözüp bırakma,
görelim yenecek diye kim kimi,
güldü; kabul etti bu teklifimi...
sevgilinin dalgınlığı benden de derin,
otururken kuş tüyü ipek minderin
bir ucunda o, bir ucunda ben
başımız önde düşünüyorken
ne hile bulalım diye yarına
sevgili saçını omuzlarına dökerek dedi ki;
"al tara saçımı, bir tel incitmeden!"
ben oyunu, ladesi değil,
tüm benliğimi unuttum bir an
o'nun bu beklenmeyen iltifatından
daha tarağa elim gitmeden
"lades!" dedi, yerinden fırlayarak,
düştü, parçalandı yerde fildişi tarak.
Görmediğimden değil. Yanımda olsan yine özlerdim !...
Ve bil ki bu kadar sevmem senden değil;
Gitsen benden, ben gidişini bile severim...
Aramızda hep aynı fark... Sen gitmeyi bilirsin, ben sevmeyi...
Başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
...havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
Hadi şimdi bana 1 Nisan şakası yap,
''Seni Seviyorum'' de,
Muhteşem inanırım...
Nisan gitse, ben koca ömür Bir' inde kalırım...
Kaçan otobüse son anda koşarak yetişmek gibi bir şey,
Sana aşık olmak...
Nefes nefese durduğu için şoföre minnettar,
Büyük bir zafer kazanmışçasına mağrur,
...Yolcularla göz göze gelince mahcup,
Ve tam zamanında binmekle olamayacak kadar mesut....
Yitirdiğin herşeyde kazandığın birşey vardır,
kazandığın herşeyde biraz yitirdiklerin...
Bu yüzden... ...birileri ısınıp dururken dinmez üşümelerin...
Hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın,
seni ne kadar yıpratırsa yıpratsın sakın vazgeçme..
Ve unutma;
Eğer hayallerin olmazsa bir gün başkasının hayali olamazsın!..
Her şey; bir sokak çocuğunun elini cebine sokabildiği kadar boş.
Öznesi olmayan cümleler gibi değersiz.
Ve senin "Naber" soruna, "İyilik" dediğim kadar yalan...
Bavulları hep toplu durmalı insanın.
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı.
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli.
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara,
...Hazırlıklı olmalı.
Yalnızlığa alışmalı,
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti...
Veysel Karani Hazretlerine sorarlar;
"Nasılsınız?"
Cevap manidardır;
"Akşama çıkıp çıkamayacağını bilemeyen bir insan nasıl olursa."
Sevenleri ısrarla kendisinden bir nasihat duymak isterler..
......O gülümser ve
-Allah'ı bilir misiniz?
-Evet biliriz...
-Öyleyse başka şey bilmeseniz de olur.
-Efendim bir nasihat daha...
-Allah sizi bilir mi?
-Elbette bilir...
-Öyleyse başkaları bilmese de olur..!
İyi Bir Kalça Sahibi Olmanın, İyi Bir Kafa Sahibi Olmaktan Daha Fazla Prim Yaptığı Bir Ülkede Hiçbir Şey Daha İleriye Gitmez!.. Can Dündar
Her pamuk şeker yediğimde aynanın karşısına geçip dilimin pespembe
olmasını seyrediyorum büyük bi hazla... Sonra sen geliyorsun aklıma...
Acaba senin dilin ne renk oluyordu ? Benim ömrümü yedikten sonra...''
Hayat dediğin uzun zincirli bir salıncak.... Seni bir ileri bir geri sallayacak........
Her ileri gidisinde coşacak.... Her geri gidişinde ise
ağlayacaksın....... Fakat o da bir gün senden bıkacak.....Ve seni
üzerinden fırlatıp atacakk.... Geri dónüp baktığnda kalan tek seyy Boş
bir salıncak..!!
Hayır...Küsmüyorum
hayata! Sandığınız gibi değil... Biraz canım sıkkın hepsi
bu...Topacı elinden alınmış çocuk gibiyim, özlüyorum sadece kaybettiğim
oyunu...Umutluyum ama! İsterseniz bakın gözlerime, ışıl ışıl... Hep
güzel şeyler düşünüyorum... Aydınlık yakın...Biri... ......tutuyor
... elimden, diyor ki"Sabret!"Bende var ...olanşey mutsuzluk değil, bir
parça sükunet...
Doğumla ölümün arası, topu topu bir savaş parçası...
Sahi, kaç kilometreydi yaşantım ?
Kaç litre hava çektim ciğerlerime.
Ve kaç litre yaş döktüm ?
...Yüzölçümü neydi yüzümün ?
Para birimi duygularımın ve bayrağı düşüncelerimin ?
Yüreğimin dini neydi ?
Nasıl bir yönetim şekliydi bedenim ?
Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa
ben koca bir hayat sığdırdım...
Beni sevmemene isyan edip kaçmak,
sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak,
ruhumun en büyük yanılgısıydı...
...Hayat bana en acımasız yüzünü
sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi...
Ve şimdi asıl olmam gereken yerde,
hayata başladığım yerde,
kalbindeyim...
Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte:
Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum...
Şimdi en açık renginde gözlerin
Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
Şiir gibi bir şey seninle yaşamak
...
Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
Yıldızların en parlak olduğu zamansın
Denizlerim senin kıyılarında sakin
Bırak ellerini avuçlarımda kalsın
Çirkin olan,fena olan ne varsa unut
Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
Ellerimizde sevgi içimizde umut
Bütün iyilikleri paylaşalım seninle
Aşkın büyülü sesini duyuyor musun
Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde
Varlığın dudaklarımda bir bal tadı
Yokluğun en korkuncu ölümlerin
Senden başka dindiren olmadı
Acısını içimde kanayan yerin
Benimle kal zaman bitinceye kadar
Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
Bir ömürdür seninle geçen dakikalar
Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca
Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
Nabzın benim bileklerimde vurmakta
Artık bütün kaygıların ötesindeyiz
Benimle en güzelsin aynalardan uzakta
Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artik kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.
BENCİL OLDUĞUN İÇİN VAZGEÇTİM!!
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım..........
Yaşamayı ciddiye alacaksın yani o derecede öylesine ki mesela kolların bağlı arkadan sırtın duvarda yahut kocaman gözlüklerin beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için yaşamak yanı ağır bastığından.
En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
...Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla....
NE OL,NE OLMA
İtil,atıl ama "SATILMA"
Doğrul,devril ama "EĞİLME"
Seslen,uslan ama "YASLANMA"
Yaklaş,konuş,tanış ama "UZAKLAŞMA"
...Okumaktan zarar gelmez ama "LANET OKUMA"
Zulmü devir,nefsi devir ama "ÇAM DEVİRME"
Ev al,araba al,abdes al ama "BEDDUA ALMA"
Rakibini geç,sınıfını geç ama "GÜLÜP GEÇME"
Elini aç,gözünü aç ama "AĞZINI AÇMA"
Hedefe koş,cihada koş ,yardıma koş ama "ORTAK KOŞMA"
Davet et,hayret et,affet,tövbe et ama "İHANET ETME"
Fidan büyüt,garip doyur,coçuk besle ama "KİN BESLEME"
Satıcı ol,alıcı ol,kalıcı ol.bulucu ol ama "BÖLÜCÜ OLMA"
Eşini beğen,işini beğen,aşını beğen ama "KENDİNİ BEĞENME"
Emek ver,kulak ver,bilgi ver ama hiç bir zaman "BOŞ VERME"
Günlerini say,servetini say,büyüklerini say ama "YERİNDE SAYMA"
Paranı ver,gönlünü ver,selam ver,canını ver ama "SIRRINI VERME"
MEVLANA...[[
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.
Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.
Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...
CEMAL SAFİ
olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm
Alıştım Biliyorum. Ne söylersem söyleyeyim hiçbir şey değişmeyecek. Çok iyi biliyorum. Ama yazmaktan ve söylemekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok. İnsan çaresizken böyle oluyormuş demek ki. Şarkılarda arıyorum artık kendimi ve kaybolan umutlarımı. Geceleri uyuyamıyorum artık. Uykusuzluk da güzel bir şeymiş meğerse
İnsan ilk zamanlar pek bir şey anlamıyor. Ya da yokluğunu kabul edemiyor diyelim. Sana gelip geçici bir heves ve senin deyiminle bir takıntı gibi geliyor biliyorum. Bunun aksini sana kanıtlamaya çalışsam da kabul etmeyeceğini de iyi biliyorum. Ön yargıları yıkmak çok zordur.
Aslında yazmayacaktım. Yemin etmiştim. Seni unutmak için bile yemin etmiştim. İlk 2 gün istediğimi yaptım zannettim. Ama olmuyor . İnan ki olmuyor. İçimde bir şeyler kıpırdıyor. Bunu yok sayamıyorum. Başka her konuda konuşup yazabilen ben konu sana geldiğinde donup kalıyorum. Neden böyle oluyor hiç bilmiyorum. Bildiğim tek şey sana karşı duygularım. Adını koymaktan korkuyorum. Beni yutmasından korkuyorum.
Biliyorum hazır değilsin. Biliyorum aslında beni sevmiyor sadece merak ediyorsun. Zaten kimse sevmez beni. Çevremde olup biten her şey o kadar sahte ve yapmacık geliyor ki. Sanki zamanın bir noktasında takılı kaldım ve hayatım her o zaman diliminde başa sarıyor tekrar oynuyor, başa sarıyor tekrar oynuyor, başa sarıyor tekrar oynuyor
Dejavu Bu nicki o kadar benimsedim ki. Hayatımda böyle sürüp gidiyor. Aslında gidiyor mu hiç mi hiç bilmiyorum. Her gün hayat denilen yolculuğa yeniden başlıyor insanlar. Ama ben hep aynı günü yaşıyorum. Hep aynı insanlar, hep aynı olaylar, hep aynı durumlar
Lanet olsun, söküp atamıyorum yüreğimi. Parçalamak istiyorum. Kırmak dökmek. Bazen de ölmek. Ama bunu bile beceremiyorum. Yoruldum . Hissediyorum, çok fazla zamanım kalmadı. Bir şeyler yapmam gerekiyor. Buralardan gittiğimde söyleyemediklerimi her insana söylemek için birer not bırakacağım. Herkese. Her şeye
Zaman zaman dalıp gidiyorum uzaklara. An ve an neler yapıyor olabileceğini canlandırıyorum hayalimde. Sen hiç bir insanın bir noktaya bakıp takılıp kaldığını gördün mü? Bedensel olarak gerçek dünyada ama zihinsel olarak senin yanında? Hissetin mi acaba hiç? Seni izlediğimi hissettin mi? Işığına ışık katamamak beni öyle üzdü ki. Öyle bakakalmak, bir kaç dakika için 100lerce kilometre öteden gelmek. Değdi biliyor musun? Seni öyle mutlu gördüğüm de bütün yolun yorgunluğuna değdi.
Dalgın, şapşal bir aşık. Çok utanç verici. Kafadan beni tamamen bitirdiğini öyle iyi biliyorum ki. Bunu hissetmek çok kolay. Ama canımı yakması gerçekten çok acı verici. Kalbim bir mengenenin arasında her geçen gün sıkışıyor. Çığlık atmak istiyorum. Yapamıyorum. Boğazımda düğümleniyor nefesim, kelimelerim ve haykırışlarım.
Ben bunu hak etmedim. Gerçekten hak etmedim. Ben senin iyiliğini istedim. Her zaman mutlu olmanı istedim. Bunun için dua ettim hep. Ama görüyorum ki hayatında benim olmam sana mutluluk değil hep üzüntü verecek. O yüzden uzaklaşıyorum senden. O kadar istememe rağmen kendimi feda ediyorum. Yeterki sen hep gül...
Çok çok yıllar önce, günün herhangi bir vaktinde kalabalıklar içinde yalnızlığın hafif hafif kendini hissettirdiği zaten aşikarken, garip bir düşünce zihnimi bulandırdı. Herkes ve herşey aynı, bu tekdüze insan, eşya, duygu, ismi ne olursa olsun bu yığın içinde geçen yılların oluşturduğu bir sıkıntı aniden dışavurdu kendini. Sıkıldım herşeyden, evden, ailemden, hayatın ne olduğu belli olmayan, sonradan sıradanlaşan halinden. Sabah kalk, işe git, işten gerekirse eve gel, yoksa git dolaş, birileriyle yakınlaş, onu unutamayıp başkalarını kır, olmadı sinemaya git, konumuna göre filmi sen yap, bir şarkı yap dünyaya tanıt kendini. Sonuçta çıkışı rutinlik olan bir labirentin içindeyim, içindeyiz. Çıkışa ilk ulaştığımda, çok şaşırdım, bilinmeyen bir şeyin sanki ilk kaşifiymişim gibi heyecanlandım. Yerimde duramaz oldum. O zaman her şeyi arkamda bırakıp gitmeye karar verdim. Ve gittim. Yeni olan her şeyin eskiyeceğini, ikinci kez çıkışa varınca anladım. Labirentin çok fazla girişi olduğunu da.
Zaman geçtikçe, periyodik olmasada, çok kez bir yerlere ulaştığımı düşündüm. Kafa yordum. Aslında, kafamın içinde, kendi halinde dolaşan ve gaz yapan düşüncelere sahibim. Çıkanlarda, her seyi arkada birakip gitti. Ben kaldım. Zaten hep vardım. Varolmam devam ettikçede, problem de devam edecek. Arkada bırakılan herşeyin içinde olduğumda da, sanırım problem bitecek. O da başka bir problemi tetikleyecek.
Hayatını arkanda bırakıp gitmek üzeresindir. Bir evi terkedebilirsin, ya da bir şehri, bir ülkeyi. Gözün gibi sakındığın her şeyi bırakırsın terkettiğin yerde, korkarak gidersin. Endişenin kucağına kesilmiş bir biletin ve seni şuursuzca gezdiren ne yapacağını bilememe belirtilerin vardır. Kafanın içinde dönüp duran sorulara cevaplar, vazgeçmeye giydirecek bahaneler ararsın. Yorgunsundur, sana ait olan bir koltuğa oturup, bir daha asla kalkmamayı dilersin. ağlarsın...
Geride bıraktığın sevgili, anne, baba dahi artık senin değilmiş gibi gelir, her şeye yabancılaşırsın birden... Ama ne kadar da seninlerdir aynı zamanda... Bej rengi bir hüzün geride kalan her şeyin üzerine çökmüştür, hiçbir şeye yaklaşamazsın... Hayatının yerinden oynamaz rutinlerini kırpıp, çekirdeğini alarak gideceğine inanmak istemezsin.
En kötüsü, tüm bu kargaşa içerisinde bir de kendini terketmektir... Her şeyi boşvermek, bedeninin kapısını açıp boşluğa kendini bırakıvermek... Saçlarına sakallarına gömülüp, anti depresanları reddetmek... Yapmamalısındır... Yüzünü güneşe dönüp, yeni doğan hayatı birdenbire benimsemeli, sahiplenmelisindir... Bak yeni evin ne kadar da güzeldir, fotoğrafların nasıl da di'li geçmiş zamanın sana kalanlarını anlatmakta, dinlediğin şarkılar sana ne mutlu günleri çağrıştırmaktadır... Sen şimdi bu yepyeni hayatta yepyeni anılar yaratmalı, bugüne zımbalanacak yeni şarkılar keşfetmeli, yeni kokular sürünüp hafızanı gıdıklamalısındır... Yarın gelecek, bugünler de eskiyecektir. İşte o zaman her şeyi arkanda bırakıp dönmek zamanı gelecektir... Umutla yaşamalı, son sürat koşmalısındır! Ama tüm bunların tek başına olmayacağını bilirsin ve yine başa sararsın...
Söyleyecek o kadar çok şeyim var ki Ama kimse dinlemiyor artık beni. Hep mutlu görünmek zorundayım, hep ayakta dimdik. Çünkü Hasanı herkes güçlü olarak tanıdı ve öyle biliyor. Rol yapıyorum artık mecburen. O yapmacıklığı bende yapıyorum..
Ama şimdi sana söylüyorum ben o kadar güçlü değilim. Sandığın kadar becerikli de değilim. Öyle olsaydı 2 gün içinde seni kendimden soğutmazdım. Kendimi suçluyorum. Aklımı, kalbimi Böyle olmasaydı diye düşünüyorum. Kendime lanet ediyorum. Acıyorum bazen. Sahipsiz bir ruhun, bir bedenin içinde bulunmasının amacı nedir ki?
Sanki sen hep yanımdaymışsın gibi, hep benimleymişsin gibi düş kuruyorum. Geceleri yattığımda ve sabah kalktığımda aklıma ilk gelen şey oluyorsun Bunca şeye rağmen gülümseyerek uyanıyorum.
Aslında senin uzaklığın bile o kadar acıtmıyor artık canımı. Neden bilmiyorum ama seni sensizken yaşayabiliyorum. Sessiz ve derin bir kabulleniş galiba... Mesajlarını ezberliyorum. Adını gördüğümde/duyduğumda kalbim titriyor, eziliyor, burkuluyor hissediyorum Gözlerim her daim nemli.. Bahanemde hazır Polenlere alerjim var!. Olur olmaz her yerde ıslak gözlerle boğazımda bir şeyin düğümlenmesi, elele aşıkları gördüğümde sinirlenmem, kuşların bile sevgilisi olduğunu gördüğümde yıkılışımı sana nasıl anlatabilirim ki sen bana karşı boşken?
Şu yalan ve iki günlük dünyada beni sevmeyeceğini o kadar iyi biliyorum ki Bu satırları yazıyorum çünkü söylemek istiyorum her şeyi; Ben seni çok seviyorum çok İliklerime kadar işledin. Aklımın hep bir köşesindesin. Emin olmak için yerine başkalarını koymaya çalıştım olmadı, olmuyor
Devamı aşağıda.... -->
Karşıma neden çıktığını bilmiyorum, ama bir nedeni olmalı diyorum. Seninle mutlu olabileceğime inanıyorum ama sana mutsuzluk verebileceğimi düşündüğümde uzaklaşıyorum. Bu hastalık gibi bir şey. Hani derler ya Ne seninle, ne sensiz işte aynen öyle.
İlk zamanları düşünüyorum hep, heyecan merak, mesajlaşmalar, sohbetler Hepsi rüya gibi geliyor biliyor musun? Böyle bir anda uçup giden baloncuklar gibi geliyor. Benim yüzümden oldu her şey. Ben yaptım kabul ediyorum. Suçum neyse çekmek istiyorum ve artık direnmiyorum.
Bıraktım Her şeyi herkesi. Umutlarımı def ettim beynimden. Çünkü yeşermeyecekti bende. Ekecek bir parça toprak bile kalmamıştı
Asıl özgürlüğü aradım hep. Hep düşündüm. Ne için çalışıyorduk? Ne için okuyorduk? Her şey paramıydı? Hayır, hayır parayı istemiyorum ben. Ben huzur istiyorum. Ben özgürlüğümü istiyorum. Ben seni istiyorum... Bir arabaya sahip olmak için çalışıyor insanlar. Ve sonra sahip oldukları arabasız hiçbir şeye gitmemeye başlıyorlar. Artık yürümüyorlar bile. Yani sahip oldukları şeyler sonunda kendilerine sahip oluyor. Ben bunu istemiyorum. Ben ormanlarda yürümek istiyorum, çıplak ayaklarla ıslak çayırlarda dolaşmak ve bir dağda kamp kurmak istiyorum. Tertemiz dağ havasını içime çekip, tertemiz suyunu içmek istiyorum. Ben bilgisayarsız bir hayat istiyorum
Bunu nasıl gerçekleştireceğimi buldum. Yapmam gereken önemli birkaç şeyi hallettikten sonra gidiyorum. Gerçekten gidiyorum. Tamamen. Yapayalnız, parasız. Gidiyorum artık. Gitmem gerektiğini hissettiğim için gidiyorum. Hani insan bazen uzaklara gitmek ister ya İşte öyle.
Aslında benim uzağım sensin. Ama sana ne gelirim ne de giderim. Yani kısaca istenmediğim şeylerden uzaklaşıyorum uzaklara doğru. İnsan yapamayacağını düşünür hep ama gidiyorum
Hani bir geyik vardır ya; sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım diye. İşte bu! Bu cümle açıklıyor aslında
Bazı zamanlar sana o kadar ihtiyacım oluyor ki. Sessiz sessiz yakardığım zamanlar o kadar korunmaya muhtaç oluyorum ki. Yanaklarımdan yuvarlanan her damla yaş ibadetimin bir parçası aslında. Her şeye değer biliyor musun?.. Belki bu denli sana aşık olduğumu bilmiyordun, belkide görmezden geliyordun bilemiyorum ama hakikat böyle. Eğer söylediklerime inanmıyorsan yırt at bu sayfaları ve arkana bile bakma. Fakat şunu bilki bir tarafım hala sende kalacak. Emin ol hep seni hatırlayacağım...
Kendi kendime şiirleri okuyorum kısık sesle bazen. Eskiden cesaret vermeye çalışırdım kendime düşecek gibi olduğumda. Buzullardan kayar ya insan, böyle tutunmaya çalışır, bir elini atar tırnaklarıyla tutunmaya çalışır İşte öyle.. Tutunamıyorum sana. Tutmuyorsun ellerimi. Bakmıyorsun değersiz gözlerime? Dinlemiyorsun değil mi ucuz sözleri mi? Ne olur sanki tutsan ellerimi? Ne olur hiç bırakmasan? Bir kere yürekten baksan gözlerime ne olur???
Dur ben söyleyeyim; aşık olursun... Keşke korkmasan benden ve aşktan. Keşke deli gibi sevsen. Keşke... Keşke bir kere alsan kollarına beni. Keşke bir kere sımsıkı sarılsan...
Ayaklarının dibine nereden geldiği belli olmayan lastik bir top gelse ve sen hışımla tekmelesen o lastik topu. Sonra tekrar gelse. Yine tekmelesen. Yine gelse önüne o top bu sever daha şiddetli tekmelesen bir daha gelmemesini istercesine... İçinden düşünsen bu topta nerden çıkıyor diye? Kimin attığına bile bakmadan yine gelse yine tekmelesen usanmadan... Peki bir gün yüreğim yerinden çıkıp gelse ayaklarının dibine ??
Eğer bir söz, bir ses bekliyorsan bu adamdan içinde hiç gönderme isteği bulunmayan bir git lazımsa eğer, işte orda duruyor. Ağzımın bir yerinde... Almak ister misin dilini sokup aklımı? Sana ait olan her şeyi, bir nefeste, bir göz yumma anında, bir soğuk telefon konuşmasında, geri alabilir misin? Seni benden geri alabilir misin? Kovabilir misin beni senden? Sevgilim yoksa sen sevgilim olmayabilir misin?
Aynı Kentte
bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim.
bundan daha iyi bir başka kent bulunur elbet.
yazgıdır yakama yapışır nereye kalkışsam;
ve yüreğim gömülü bir ceset sanki.
aklım daha nice kalacak bu çorak ülkede.
nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam
hayatımın kara yıkıntıları çıkıyor karşıma,
yıllarıma kıydığım, boşa harcadığım.
yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.
bu kent peşini bırakmayacak. aynı sokaklarda dolaşacaksın.
aynı mahallede yaşlanacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
bu kenttir gidip gideceğin yer. bir başkasını umma.
bir gemi yok, bir yol yok sana
değil mi ki, hayatına kıydın burada
bu küçücük köşede, ona kıydın demektir bütün dünyada.
Konstantin Kavafis
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Çalınan her kapı hemen açılsaydı;ümidin,sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı..Bir kelebek avcısı bile çalıların yırttığı ayaklarla koşmak zorundaysa,hayatın anlamını eliyle koymuş gibi bulmak kimin harcıydı?...
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
......Senin bana geç kaldığını. . .
Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa
ben koca bir hayat sığdırdım...
Beni sevmemene isyan edip kaçmak,
sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak,
ruhumun en büyük yanılgısıydı,
...Hayat bana en acımasız yüzünü
sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi...
Ve şimdi asıl olmam gereken yerde,
hayata başladığım yerde,
kalbindeyim...
Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte:
Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum
Eğer !
O'nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O... her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde seviyorsun demektir!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
CAN DÜNDAR
gözümdeki şu iki damla yaşla ...
Bilmelisin ki
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Bilmelisin ki
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.
Bilmelisin ki
Karsındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Bilmelisin ki
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!
Bilmelisin ki
Tecübenin kaç yasgünü partisi yaşadığınızla ilgisi
yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Bilmelisin ki
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi,sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil
Bilmelisin ki
Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da
ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Bilmelisin ki
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Bilmelisin ki
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin
için dönmesini durdurmuyor.
Bilmelisin ki
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz
Bilmelisin ki
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini
sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri
anlamına gelmez.
Bilmelisin ki
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Bilmelisin ki
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar
sürüyor.
-Can Yücel
UNUTMA
Unutma! Yüreğinde bir ismin imzası var. Ve sen onu silemezsin, söküp atamazsın ne kadar uğraşsan da seninle beraber büyür içindeki sızı.İlk önce onu hissedersin başkasına dokunduğunda. .Unutma! Bir kere sevdin mi uzun uzun yanarsın. Sitemler öfkeler birikirken içinde, sen azalırsın.Dilinde küfür elinde kadeh, eksik olmaz. Günler böyle geçer alışırsın.Unutma! Sabahlar artık gecikir. İster sağa dön ister sola, gözüne uyku değil gidenin hayali gelir.Kendini şiirlere verirsin. Elin sigaraya gider her on dakika da bir fena zehirlenirsin.Unutma! Bir süre güvenmeyeceksin kimseye, kendine sığınacaksın.Aşk konuşulduğunda sen susacaksın, of'larla ah'larla başlayacaksın her cümleye.Çevrende senden başka herkes haksız olacak. Senin haklılığınsa çaresiz gidecek çöpe.Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın. Biri seni bulacak. .Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin.Ne kadar dirensen de nafile. İnsansın sonuçta seveceksin.Eski acılara bakıp da küsme sevdalara, gâvura kızıp da oruç bozulmaz.Sök at kafandan acaba'ları! Bir kemik aynı yerden İki defa kırılmaz.Artık kararmaz gecelerin. Bir daha yaşlar akmaz gözünden. Sabahların gecikmez.Kim bilir ağladığın günlere gülersin. Bir defa öldün ya zamanında? Bir daha ölmezsin.
CAN YÜCEL
Gözlerim gözlerine değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
...hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım...
ne vakit maçkadan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldümü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
FELAKETİM OLURDU AĞLARDIM...
Attila İLHAN
bazen yaşamına son vermek istersin ki onu bile beceremediğini farkedersin. aslında becerememek de değildir. diğer insanların senin için kahrolduğu düşüncesinden gelen vazgeçiştir. çünkü ölümü tatmışsındır daha önce iliklerinde. ve bu düşüncelereden kısa süreli de olsa arındığında belki bi işportacı amcanın sattığı mendili alıp yaşama tutunma çabasını dank edersin şaşırtıcı şekilde sana minnetini dualarıyla gösterirken. burda da aslındalar girer ama devreye. aslında ne kadar örnekler olsa da hayatta yaşadıkların,kendi acizliğinden dolayı karartmıştır dünyanı çoktan ve teselli ı-ıh kar etmez hiç bi şekilde.
Bazen yorar insanı küçük şeyler; büyük sırlar vardır küçük şeylerin içinde. Açıldıkça açılır, boyuna posuna bakmadan...
Bazen dinlendirir insanı uzaklar; uzaklığa bir yakınlığı vardır gözlerin. Gözlerin olduğu kadar gönlün de...
Bazen durur tüm adımlar; adamların tembelliğinden değil, yolların düşündürücülüğünden. Öyle çetrefillidir ki, susar ayaklar da kimi zaman...
Bazen sorar gözler, diller kabul etse bile. Maharet gözleri bile ikna etmektir, güzel söz söylemek değil.
Bazen durur dünya, inecekler iner, sonra yoluna devam eder. Ne var ki, herkes için o duruş anı farklıdır. Kimisi içinse hiç dönmez dünya, ki o da apayrı mesele.
Bazen her şeyi bir mimik anlatır, bazen gözyaşı, bazen bir kelime. Ne kadar da ağır gelir söylemek bazen bir kelime bile.
Bazen bir an, bir ömür kokar. Bazen bir daha yaşayamayacağını hisseder insan içinde bulunduğu ânı.
Bazen şair olur insan, mısra kuramaz. Bazen mısra kurar insan, şair değildir. Bazen hiçbiridir, ne diyeceğini bilemeyen sıradan biridir işte...
Bazen yaşadığını daha çok hisseder insan, öleceğini unutur büsbütün.
Bazen yaşadığını tamamen unutur, hatta bazen her ikisini de. Bir anı bir anına uymaz derler ya insan için, ya bütün anları birbirinin aynı olsaydı. Bazen korkutmaz mı bu ihtimal insanı?
Bazen korkar insan gölgesinden. Gölgesinin şahsında kendisinden. Zira kendi vücudu geçmiştir güneşin önüne. Kendi eseridir gölgesi.
Bazen susar insan, dudakları çatlar susuzluktan. Bazen susar insan, söylenecek çok söz varken bile bazen dolar insan, kimse anlamaz. Bazen herkes anlar, kendisi kendisini anlamaz.
Yalnızdır bazen insan, öyle yalnız bakar ki dünyaya. Bazense hiç yalnız değildir, nasıl baktığını bilirse.
Bazen büyük görür insan kendini, ne acizliktir! Bazen aciz görür, ne büyük bir görüş!
Bazen, 'bazen' değil, 'her zaman' demek gerek. Ama bilmek gerek, ne zaman?
Her 'bazen'in bir zamanı vardır.
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
William Shakespeare
BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY
başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
CAN YÜCEL
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını
Huzurun olmalı biraz ve seni güçlü kılacak kadar acın. Biraz garip ama; "Bazen kimseye aldanmayacak kadar taş kalpli olmalısn"...
Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu:
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa:
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....
Kimin fikriydi aşkı yürekte saklamak?
...Ve kalpleri kiralık evlere benzetmek..
Kimin işi zordu ayrılıkta..
Veda edenin mi yoksa bir vedayı evlat edinenin mi?
Kimin yüzüne tükürmeliydi hayat,
Maske takanın mı yoksa o maskeyi indirenin mi?
Bir kadın kiminle sevişmeliydi,
Kime sarılmalıydı kolları ya da kimin koynunda olmalıydı,
Cebi paralının mı,
Yoksa uğrunda paralananın mı?
Kimdi dost..
Geçip giden yıllar mı,
Yoksa pastanın üzerinde söndürülen mumlar mı?
Ve neden eşit dilimlenmezdi acılar,
Gelen davetsiz misafir çoktu,ondan mı?
Kimdi Aşk,
Yanında olan mı terk etmemecesine,
Yoksa kalarak acıtan mı gitmemecesine?
Bir adam,
Bir kadını ölüm onları ayırana kadar mı sevmeliydi,
Yoksa kadın tutku bitince ölümü beklememelimiydi?
Adresler başka aldatmalar aynı değilmiydi?
Saatler ihaneti gösterdiyse gecenin geç vakitlerinin günahı neydi?
Severek ayrılma modasını ilk başlatan kimdi,
Kimin fikriydi sonsuza kadar dost kalmak?
Kimdi aşkını ilk kâğıtlara yazan..
Masumiyeti bir otel odasında bırakan kimdi?
Son gece son sigarayı içmek için sevişmek kâfimiydi?
Yoksa kapılar kapanınca ayak seslerini dinleyip ağlamak mı marifetti?
Giden kimdi,
Kalan kimindi?
Bu ayrılığı kim icad etti?
Ve geri dönmemeyi gidenlere,
Kimler öğretti?
Dün "canım" olan
yarın "düşmanım" olmaz benim...
Yaşananların hatırı hep saklı kalır
Hatırları sorulur selamları hep
alınır...
"SİLDİKLERİM" vardır bir de !
Onlar yanlışlarım ve
pişmanlıklarımdır Adları anılmaz
hatırları sorulmaz sadece
beddualarımdır...
Vicdanla birlikte... "ŞEREF"
ararım ben sevdiklerimde;
Her zaman doğru değildir elbet
seçimlerim... Zaman gelir
" ŞEREFSİZLERİ" de severim...
Her yerde gözüm kulağım vardır
benim "Eksik söylemek yalan
söylemek değildir !" mantığındaki
Beni değil kendini kandırır
yalnızca...
Bilmezden gelişlerim aptala
yatışlarım Kaybetme korkumdan
değil karşımdakilerin yalan
söyleme potansiyellerine olan
merakımdandır ...
"inkar" olmaz benim hayatımda...
Yaşananı "YAŞANMAMIŞ"
saymam Sayanlarıda SAYMAM...
Kelimelere sığmaz SAYFALAR
SÜRER BENİ ANLATMAK
Ama ne kadar anlatılırsa
anlatılsın; YAŞAYAN BİLİR
BENİ... YAŞAMAYAN
ANLAMAZ...
Ağırdır sevmelerim Her "YÜREK"
taşıyamaz... Büyüktür umutlarım
Her "OMUZ" kaldıramaz...
Bazen aşk gider...
ve hayatta gider onun peşinden
terk edildiğin yerde öylece kalakalırsın..
bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir
aynada tek parça görünen bedenin aslında lime limedir
nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış aşkının cam
kırıklarıdır.
Her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin
Bazen aşk gider
önünde bir kadeh rakı küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece
bakakalırsın arkasından..
kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır
Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin..!
Tanrım ne olur gerçek olmasın ne olur güneş doğmadan geri dönsün..!
Teninde baksa tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki
hiçbir şey sormam,
ona bu geceyi yaşanmamış sayarım unuturum yeter ki aşık
olmasın..
içimde durmaksızın çığlık atar dualar
ama bazen aşk gider ve o çaresizce yalvardığın tanrı bile gider peşinden
sonra sabah olur güneş doğar
aşkın gelmez bir türlü bir gecede değişir ömrün
o bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir..
ömürünü adadığın yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede başka bir
hayata karışmıştır işte bir gecede bir başkasının aşkı olmuştur
İNANAMAZSIN!
Bazen aşk gider..
Ve sen yıllardır içinde yaşadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi
yalnızlığına taşınırsın..
Elin varmaya varmaya boşaltırsın dolapları...
Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla
geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça agirlasir...
Onun kollarinda geceler boyu cennet uykularina
karistigin yatak sen giderken utancindan bakamaz yüzüne
bakamaz
Dogmamis bebegin yerine koyup büyüttügün
cam önündeki o küçük mor menekşe yapraklarına kondurduğun
veda öpücüğüyle büker boynunu..
Valizlerini kapinin önüne yigip yüzün sırılsıklam son bir sigara içip
yığılırsın koltuğa Gidiyorsundur iste...
Askini kendi ellerinle bir baska aska teslim edip..
Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine,
sevdani onun sevdasina ekleyip...
Bazen ask gider...
Ve adresi degisir evinin...
Sesinin tonu degisir, yüzünün rengi...
Yastiginin sicakligi, yedigin yemegin tadi uykuların değişir
Ve rüyalarin her aksam açip girdigin kapidan başka bir sevda giriyordur
artık..
Her gün oturdugun koltukta
o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında bir başka sevda oturuyordur
Yillardir evinde agirladigin, masalarina konuk
oldugun, hayatlarini paylastigin dostlarinin
kahkahalari arasina bir baska ses karisiyordur artık..
Senin gölgene aliskin duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu
Her gece uyudugun yastiga bir baska sevda bırakıyordur
kokusunu
O öpmeye kiyamadigin dudaklarda bir baska sevdanın adı
Askinin o tek cennet bildigin uykularinda
bir başka sevdanın rüyaları..
Bazen ask gider ve anilarda gider pesinden...
Siz hiç o yüreginize sigdiramadiginiz askinizi
bir baska sevda için aglarken gördünüz mü?...
Ben gördüm!...
Kör oldu gözlerim onunla sevdasina ağlamaktan..
Bir alev topu gibi onun için çiglik çiglik yanarken
siz hiç askinizin önünde diz çöküp
"Bu kadar çok seviyorsan birakma onu, sana kiyamam ne olur git,"
diye yalvardiniz mi?...
Onu bir baskasinin kollarinda düsünürken siz
hiç geceler boyu aklinizi kaçirmamak için kendi
kendinize bagirdiniz mi: "Unut onu, unut onu,
unut onu ya da ÖL!..."
içinizdeki o durmak bilmeyen yanginin acisini dindirsin diye kanatincaya
kadar bileklerinizi isirdiniz mi?...
Göz yaslari içinde yastiginiza gömülüp her
Tanri'ya siginmak istediginizde artik baska bir yürege sevdalı
olan askinizi ondan geri istemekten utanip dua
etmekten vazgeçtiginiz oldu mu hiç?...
Siz hiç yana yana sevdiginiz bir sevgilinin yanına
gençliginizi serip güle güle baska bir aska
ugurladiniz mi?...
Bazen aşk gider!...
Ama ölüm gelmez bir türlü...
Ne yapsaniz öfke duyamazsiniz, giderken bir
kibrit aleviyle atese verdigi ömrünün alevleri içinde eriyip
giden yüzünüze siliniz giden kokunuza,
kül olan yüreginize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdaniza...
Anlarsiniz asktir bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen..
Vefasiz bir unutusa kurban olsa da solup yitmeyen
Hayattan soğutup size ölümü özleten...
Ölü bir bedende canli kalmakta direnen...
Anlarsiniz asktir bu...
Bazen aşk gider...
Günler geçer ardindan ve aylar...
Bazen de yillar...
Bebekler büyür, insanlar yaslanir, insanlar ölür
esyalar eskir, evler yikilir, kurur agaçlar...
Sokaklarin adi degisir...
Acilar bellegin acimasizligina teslim olur...
Sevilen unutur, seven yanar..
Bazen ask gider...
Ya da siz gittigini sanirsiniz...!!
CEZMi ERSÖZ
İNSAN olursun...
Eğer bütün etrafındakiler panik içine düştüğü Ve bunun sebebini
senden bildikleri zaman Eğer sen başını dik tutabilir ve sağduyunu
kaybetmezsen; Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
Ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen; Eğer bekle...mesini
bilir ve beklemekten de yorulmazsan Veya hakkında yalan söylenir
de sen yalanla iş görmezsen Ya da senden nefret edilir de kendini
nefrete kaptırmazsan, Bütün bunlarla beraber ne çok iyi nede çok
akıllı görünmezsen; Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen Eğer zafer ve
yenilgi ile karşılaşır Ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından Ahmaklara
tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen Ya da Ömrünü
verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür Ve eğilip yıpranmış
aletlerle onları yeniden yapabilirsen; Eğer bütün kazancını bir yığın
yapabilir Ve bir yazı tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
Ve kaybedip yeniden başlayabilir Ve kaybın hakkında bir kelimecik
olsun bir şey söylemezsen; Eğer kalp sinir ve kaslarını eskidikten
çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen Ve kendinde "Dayan"
diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen Ya da krallarla
gezip karakterini kaybetmezsen; Eğer ne düşmanların ne de sevgili
dostların seni incitemezse; Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı
almış saniyede koşarak doldurabilirsen; Yeryüzü ve üstündekiler
senindir Ve dahası sen bir İNSAN olursun oğlum." Rudyard Kipling
"Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakikti...r ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken ne bir saniye geç. Her insan için bir âşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı. "
Farkında değildim
Cebrail indirmiş seni yüreğime.
...Bir gece gelecek ki,
Canımı almaya gelen o Azrail,intihar edecek bu odada.
Nasıl sevdiğimi,
Neden gittiğini ve anlatırken sensizliği,
Elindeki orakla kesecek bileklerini.
Yemin ederim ki,
Ben seni unuttuğum an,
İsrafil sûra üfleyecek!
Benim kadar Mikail
Muhteşemsiniz, muhteşemsiniz..
müthiş aşıklarsınız, çok kaliteli sevilenlersiniz
y...azıyı siz icad ettiniz, şiir önce sizin maharetli parmaklarınızdan çıktı.
sevdayı tanımlayan sadece sizdiniz,
sadakati sorsalar siz birbirinizi gösterdiniz
muhteşemsiniz...
Alkolle suladınız kuruyan tenlerinizi,
sentetik ve endorfinde bağladınız tüm mutluluğunuzu.
teninizin her santimetre karesi farklı bir terle ıslandı,
parmak izi koleksiyonlarınız takdire şayandı...
bacak aralarınızı, mabed ilan ettiniz
her gece huşu ettiniz, ibadetteydiniz,
tasarım harikası kıyafetlerinizin içinde etlerinizi sergilediniz teşhir ettiniz
siz; gerçekten muhteşemsiniz!
hepiniz namus abidesiydiniz,
namus kalelerinizi okul sıralarında terkettiniz...
Adamdınız, delikanlıydınız!
her gördüğünüz güzel kızla yatağa girme fantazileri kurguladınız
aldatmadığınız birlikteliğiniz olmadı, aldatılınca adam kere adamdınız
vurdunuz kırdınız.
siz, siz;
sizde muhteşemsiniz...
Dost dediğinizi hep yarı yolda bıraktınız,
çıkar yoksa selam bile vermediniz.
ihtiyaç duyulduğunda yoktunuz ama nasipleneceğiniz yere akbaba gibi doluştunuz
hatta size hayrı olmayan, kilisenin papazını bile siktiniz
siz; eşsizdiniz..
size sorsak on numaraydınız!
Doğruyu söyleyince kızdınız, gerçeği gösterdik yadırgadınız
hatırlattık oralı bile olmadınız...
birde tutup bu yazıyı okuyunca;
yazana sövüp adeta evet biz buyuz dediniz
siz; gerçekten muhteşemsiniz,
insansınız...
Hiçbir şey değişmedi, ama yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor. Anlatamıyorum. Bulantıya benziyor bu, ama aynı zamanda onun tam tersi: Sonunda başımdan bir serüven geçiyor, kendimi sorguya çekince, kendimin kendim olmaklığımın ve burada bulunmaklığımın başımdan geçtiğini görüyorum. Geceyi yarıp geçen benim. Bir roman kah...ramanı gibi mutluyum.
Her an, ardından geleni getirmek için ortaya çıkar.
Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.
Benim bildiğim nesnelerin insana dokunmaması gerekir. Çünkü canlı değillerdir. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koyarız. Onlar sadece yararlıdır. Oysa bana dokunuyorlar... Geçen gece deniz kıyısında, çakıl taşını elime aldığım zaman ne duyduğumu şimdi daha iyi anlıyorum. İçim bayılır gibi olmuştu. Bu duygunun çakıl taşından geldiğinden kuşkum yok... ellerde duyulan bir çeşit bulantı bu.
Buluşmak Üzere
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
öbür yand...a güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim icin çekti bir sabah vakti
Erkenden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarsaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege Denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüsler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmıs ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan Ya Taksim ya Beyazit meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başı sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varim.
Can Yücel
Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
...Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum
Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum
Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın
Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü
Bir gülümseme ; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.
Bir gülümseme ; iç dünyamı...zın güzelliklerini , dışa yansıtır.
Bir gülümseme ; bir külfeti yoktur , fakat çok şey kazandırır.
Bir gülümseme ; evde saadet , iş yerinde muvaffakiyet.
Bir gülümseme ; başkalarına ikramda bulunmak demektir.
Bir gülümseme ; vereni fakirleştirmeden , alanı zenginleştirir.
Bir gülümseme ; bir an sürer , bazen ise ebediyen yaşar.
Bir gülümseme ; yorgun olan insanı dinlendirir.
Bir gülümseme ; ümitsiz olana neşe ve hayat bahşeder.
Bir gülümseme ; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.
Bir gülümseme ; satın alınmaz , rica ile elde edilemez.
Bir gülümseme ; ödünç verilmez , çalmak da mümkün değildir.
Bir gülümseme ; kendiliğinden verilmedikçe işe yaramaz.
Bir gülümseme ; ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir.
Bir gülümseme ; sevgi köprülerini sağlamlaştırır.
Bir gülümseme ; bazen bir hayat kurtarır.
Bir gülümseme ; bazen bir savaşı da önler.
Bir gülümseme ; bazen gülümseyemeyeni gülümsetir.
Bir gülümseme ; sadaka yerine geçer , sevap kazandırır.
Bir gülümsemeyi , gülümsemeye ihtiyacı olana bol bol verin.
Bir gülümsemeye, gülümseyemeyeni ihtiyacı olduğunu unutmayın!
Bir gülümseme ; için hiç kimse , ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir.
İKİ İNSAN ARASINDAKİ EN KISA MESAFE GÜLÜMSEMEKTİR
Kimseyi değiştiremezsin hayatta..!
Ve kimse için de değişmemelisin..!
Kimliğini ...kaybettiğin an, yaşamını çöpe attın demektir.
İstemediğin sürece, hiçbir şey için ödün vermeyeceksin.
Çünkü gün gelir, verecek hiçbir şeyin kalmaz.
Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil.
Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır.
Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.
Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.
Herkesin gidebileceği bir yol vardır.
Sen yeter ki, yanında yer almayı bil.
Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için...
Seninle gelmek isteyenleri yanına al.
Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata.
Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini.
Hayat rahat ve anlayışlı insanlarla
Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel...
Ve unutma ; Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir...
Seni uzaktan seviyorum...' diye düşündü erkek içinden.'Yaklaşmadan, anlatmad...an, anlaşılmadan..
Ben seni beklentisiz seviyorum.Hiçbir şey ummadan, talepte bulunmadan, hayal bile kurmadan. Kendi içimde taşıdığım sessiz sedasız bir sır bu.
Ben belki de senden çok bu sırrı seviyorum.''Seni uzaktan seviyorum.'' diye geçirdi kadın içinden ve başını çevirdi.Bakmadı bile ondan yana. Bakması gerekmedi.Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen...
Ne incitir,ne acıtır. Ne yaralar ne kanatır...
Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun,Varlığıyla huzur bulduğun bir denizin Yakınında yürümek gibidir böyle sevmek...
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir..
Şüphesiz ki yaşamı tersten yasamak daha güzel,
Hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mi ?
Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta
... sandık içersinde, Herkes karsınızda
saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş
vaziyette.tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı,
Olgun ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir
İtibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi
Hazır.arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Doğar doğmaz devlet size
maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı
alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev....
Altmışlı yaslara kadar hersey garanti, huzur
içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün
çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün
size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın
kol saati veriyor patronunuz.. Ve genel müdürlük
veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir
insan olarak ise başlıyorsunuz. Herkes karsınızda
el pençe divan...vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler
de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
Diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye
gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada babanız ortaya
çıkmış, "fazla çalıştın" diyor "artık eve dön, isi
bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun..." keyfe
bakar misiniz ?
Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden,
su gölden bir dönem başlıyor. Partiler, diskotekler,
kızların sayısı artıyor. Derken Anne ve babanız sizi
götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok
artık....
Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, "evde otur,
keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" Diyorlar..
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı
bile Temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme
kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde
hazır. Bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama
giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya
dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir
ortamda yasıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir
hücre halini alıyorsunuz.
Ve günün birinde müthiş bir
Olayla hayatiniz bitiyor...
"Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa
İstemediğin bi durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek,sen en güzeli boyun eğme.
Bu böyle gitmez; bi şeyi çokmu istiyosun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiç bi zaman cesaret etmediğin için ulaşamayacaksın.
...
Bu yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bi kısır döngü oluşturabilmiş ol."
Kendindendir çektiklerin gölgenden değil...Ne yaptın da sana dönüşünü
görmedin? Ne ektin de ektiğini biçmedin? Eylemlerin ruhundan ve bedeninden doğar...Sonra da çocuğun gibi gelip eteğinden tutar..
Hani biriyle tanışırsın, çevrende görmeye alıştığın insanlardan çok farklı biri
Öyle biri ki her şeyi bambaşka bir gözle görür ve seni de bakış açını değiştirmeye yöneltir.
Dünyaya onun gözleriyle bakmaya başlarsın.
İçine ve dışına da. Etkilenirsin.
Etkilenmek ne kelime, büyüsüne kapılırsın.
Gene de ilk başlarda araya bir mesafe koyabileceğini,
yüreğini kontrol altında tutabileceğini zannedersin.
Oysa rüzgâr sandığın fırtınadır.
Sınır sandığın yer oynak ve kaygan bir zemindir.
Bir bakmışsın, farkında bile olmadan açılmış, karadan uzaklaşmışsın.
Okyanusun tam ortasındasın
Bir süre güvenmeyeceksin kimseye.
Kendine sığınacaksın..
Aşk konuşulduğunda sen ...susacaksın.
Of larla ah larla başlayacaksın her cümleye.
Çevrende senden başka herkes haksız olacak.
Yüreğinde bir ismin imzası var ve sen onu silemeyeceksin.
Söküp atamayacak, ne yapsanda bitiremeyeceksin.
Seninle beraber büyüyecek içindeki sızı,
"Ve kime dokunursan dokun, ilk önce onu hissedeceksin".
Can Yücel
Burnumun direklerinde asılı kokun
Beynimde aynı direklerde asılı bir cesedin şoku
Sen varsan ben yokum, ben varken de sen yoktun
Aynı cehennemde kaynıyoruz fokur fokur
Tam değilim, en tam halim anca yarım
Gözlerim ışıkta yeşil, karanlıkta kan çanağı
Biraz yanında olan her kimse canından çok sever seni
Yastığınla hala arkadaş mı bal yanağın
Sana serilir gönlün tek renkli narin halısı
Seni sadece insan değil cümle alem tanısın
Yağmurun gözünden seli, gözlerimden seni
Özleminden beri anlatırım, aklın aklı karışır
En uzun süren ömre denktir ömrümün bir karışı
Afitap seni gördüğü günden beri sarışın
Bir ay kaldı sana rekabet edebilecek güçte
Bir ay kaldı tutulmana o da büyüklüğüne alışır
20 dilde seviyorum seni, 81 ilde
80 bin çeşit bitkinin 80 bininde
Kendi kafama sıktığım gümüş bir kurşun varlığın
Ne olur o karanlıktan yanıma seksen birinde
Beyaz bir güvercinin özğürlüğe cilve taklaları
İçimi göremediğindendir seni içimde saklamadım
Mümkün değil anlatamam gücüm yetmez bir anlasan
Terse döner hayatına yön veren tüm çakraların
Makamlar kalıcı değildir kim sahiplendi koltuğu
Elimde bir sen tutuyorum taş kalbinden yonttuğum
Karşıma koydum, gözlerimi kaçırmadan izliyorum
Rabbimin lütfudur bana yokluğunun bolluğu...
..
Çocuğum ben
İlk kez buldum, gördüm gölgemi
Ben nereye o oraya
Alkışlıyorum alkışlıyor
Gülüyorum gülüyor,
... Bir benden büyük oluyor bir küçük,
Nereden geldi, bir daha gider mi ki?
Gitti bile kapıyı açıverince ninem,
Neden ağladığımı anlamıyor koskoca kadın!
Can Yücel/Dostum Dışarı Kacti
En değerli misafirim,
Bugün bıraktığın anılarınla boğuşuyorum odamda..
Sen düzenlemişsin her tarafı.
Her taraf sen kokuyor,sen var gibisin aslında
... ya da ben senin hayalinle süsledim her tarafı..
Son nefesleri vericeğimiz güne kadar kalamadın.
Oysa tahminimce otuz sene kalmıştı benim son nefesime.
Bir yaşam vaad ettim ben sana,bu evin içinde.
Kabul etmiştin.
Meğer sen hep bu izbe evin penceresinden bakıyormuşsun.
Ben seni elimden geldiğince ağarlamaya çalıştım.
Yapamamışım.
Bazen bu evi talan etmişiz o saçma sapan kavgalarla.
Hala kırık dünlerin etkisi var bütün yarınlarda
Sen bu evin karanlığı ile başedemedin sevgilim.
Bense o karanlığın en ücra köşesinde yaşıyorum şimdi.
Bavulunu toplamış misafirin ayaklarına kapanmak değer mi?
Kapıları kilitlemeli mi bir yere kaçmasın diye sevgili
Bu evi yıkma sevgilim.
Ben burada yaşıyorum.
Ben buradayım hep.
Hep seni bekliyorum kapılar pencereler açık
duvarlar yıkık
ama yine ışık yok sen olmadıkça
hala karanlık
Dışarısı çok korkunç sevgilim gitme.
Gitme,seni izlemek zor başka evlerin içinde.
Başka düzenlerle.
Başka aşklarda
Başka sevgilerde
Başka dudaklarda
Sen başkalaştıkça...
Seni kimse almadı benden ama alacaklı gözler var etrafta.
Senin kalbin yabancılaştı şimdi insanlara.
Ama biliyorum tanıdık birisi çıkacak o insanlar arasında.
Seni benden kimse almadı
ama beni benden sen aldın be sevgilim.
İşine yaramam bırak beni.
Bırak kırılmış kalbimi.
Bırak umutlarımı.
Bırak gülücüklerimi.
Bırak yalan tebessümlerimi.
Beni yalnız bırak bu evde ama sende ol içinde.
Ben bu aşk sorumluluğunu üstlenemedim.
Her şeyden çok sevmek yeterli olmuyormuş demek.
Bilemedim.
Gitmeni kabullenmeyi bilemedim.
Hayatımın tadını kaçırdın,o yüzden tadını çıkarmayı bilemedim.
Bu evi kendim yıkmayı bilemedim.
"Başka evlerde senin mutluluğun" dediler taşınmayı bilemedim.
En mutsuz olduğum anlarda sen olmadıkça Ağlamayı bilemedim.
En gülünç esprilere kahkahalar atarken içten Gülmeyi bilemedim.
Şimdi Tek bildiğim dışarıya baktığın pencerelerden seni izlemek
Ya gel bu eve yeniden
ya da git bu mahalleden
Penceremdeki manzaram olma.
Gözümdeki yaşlar olarak karış yağmurlara
Terket bedenimi,ben terketmeden.
Benim yarınım ol , umudum değil
Gelirsen de hiç gitme.
Benimle paylaş bu evi ve ev arkadaşım ol
Misafirim değil...
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN !
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi
halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken
de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Üzüntüsüz Yaşama Sanatı
Epiktetos yirmi asır önce demiştir ki: "Kader eninde sonunda şöyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar. Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder. Ektiğini biçer.
Bunu bilen adam kimseye kızmaz, gücenmez, kimseyi aşağılamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz. Bunu bilen adam karşılaştığı aksiliklere şaşmaz. Önüne çıkan maddi-manevi engellerin kendi günahlarından başka bir şey olmadığını bilir."
Düşmanlarınızı düşünmek için ayıracağınız bir dakika bile düşmanlarınızdan daha değerlidir. Nefret ve intikam hissi size büyük zararlar verir.
Aristo söyle diyor: "İdeal insan iyilik yapmaktan zevk alır. Kendisine iyilik yapılırsa mahcubiyet duyar. Çünkü iyilik yapmak üstünlük işareti, bir iyiliğe muhtaç duruma düşmek zaaf işaretidir."
Karsılaşacağımız nankörlükten dolayı üzülmemek için hazırlıklı olalım. Karşılık beklemeden iyilik yapalım.
Mutluluk minnet beklemekte değil, minnet gösterilmesinden rahatsızlık duyulacak olgunluğa erişmektir.
8 Özel Armağan
1) Dinleme... Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabi düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin.
2) Sevgi... Kucaklamalar, öpücükler, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir.
3) Kahkaha... Fıkra anlatın, neşeli hikâyeleri paylaşın. Bu armağanınız "seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamına gelir.
4) Yazılı bir not... Basit bir "Yardımın için teşekkürler" notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır.
5) İltifat... Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakışmış", "Harika bir iş çıkardın", "Yemek nefis olmuş" gibi) karşınızdakinin içini aydınlatır.
6) İyilik... Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın.
7) Yalnızlık... Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır. Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma armağanını verin.
8) Neşeli bir yapı... Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur. Selâm vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?
Artık daha az seviyorum seni.. Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi.. Yalnızca sevgilimi değil.. Evladımı da kaybettim ben.. Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..K.Tazeoğlu