Barcelona Barcelona
Woody Allen yönetimindeki Barcelona, Barcelona', futbol kentinde futboldan hiç bahsetmese de yıldız oyuncularıyla bu hafta vizyonda liderliğe çıktı.
Kimi sinema otoritelerine göre yaşayan en önemli yönetmenlerden biri olan Woody Allen'ın New York'tan vazgeçemediği bilinir. Ancak artık yetmişli yaşlarını süren Allen, son filmlerinde çok sevdiği kentini terk edip, Avrupa'nın önemli merkezlerine taşıyor hikâyelerini. Londra'da geçen üç filmin (Match Point, Scoop, Cassandra's Dream) ardından bu kez son filmi "Barcelona, Barcelona"da (Vicky-Cristina Barcelona) adından da anlaşılabileceği gibi, Katalan ülkesinin başkentini fon olarak kullanıyor.
Filmlerinde kadın-erkek ilişkisinin açmazlarını, birbirini tekrar eden rutinlerini ve komik yanlarını defalarca anlatan Allen, yine aynı çelişkilerin ve açmazların izini sürmeye devam ediyor.
Bu kez hikâyenin dört kahramanından ikisi Amerikalı. Çok sıkı dost olan iki Amerikalı Vicky ve Cristina, yaz tatilini geçirmek üzere Barcelona'ya gelirler. Zıt karakterler birbirini çeker misali, birbirlerinden çok farklı iki karaktere sahip olan ikiliden Vicky, Barcelonalı ünlü mimar Antoni Gaudi'nin eserlerine hayran olmuş ve Katalan kültürü üzerine çalışma yapmak üzere bu kente gelmiştir. New Yorklu bir borsa uzmanıyla nişanlıdır ve "geleneksel Amerikan ailesi"ni kurmak için gün saymaktadır.
Cazip' bir teklif
Cristina ise ne istediğini değil de ne istemediğini iyi bilen sürekli bir arayış içerisinde olan genç bir kadındır. İkili, Barcelona'ya geldikten kısa bir süre sonra, ressam Juan Antonio ile tanışırlar. Avrupalı sanatçılara özgüveniyle iki genç kadını "konuşmak, şarap içmek ve sevişmek" üzere hafta sonu için davet eden Antonio, biraz zorlandıktan sonra kadınları ikna etmeyi başarır.
Üçlünün Oviedo'da geçireceği hafta sonu umulmadık sonuçlar doğurur. Juan ile birlikte olmayı kafasına koyan Cristina hastalanıp yataklara düşerken, Cristina'ya sahip çıkmak için orada bulunan Vicky, Juan'ın kurlarına daha fazla dayanamaz. Yine de bu kısa tatil sonrası işler yoluna girer. Juan ve Cristina bir ilişkiye başlayıp aynı evde yaşarken Vicky, kendini çalışmalarına verir. Ta ki, Juan'ın eski karısı Maria Elena ve Vicky'nin nişanlısı Doug, Barcelona'ya gelene kadar.
Maria'nın Juan ve Cristina'nın ilişkisine dahil olması, ortaya Avrupa'nın bohem sanat hayatına özgü ilişkileri dökerken Vicky'nin nişanlısının sürprizi karşısında yaşadığı çaresizlik, ilişkilere Amerikan bakışının sıradanlığını da ortaya koyuyor.
Woody Allen, zıt karakterleri birbirleriyle ilişkilendirerek ve aşk girdabının içine atarak "hangi biçimde olursa olsun" ortaya çıkan şeyin ya tatminsizlik ya da mutsuzluk olacağını anlatıyor.
Sonuç hep aynı
Cristina, Amerikan standardı ilişkilerin dışına çıkıp bohem aşkların ardından yine aramaya devam ediyor sonuçta. Vicky için de sonuç değişmiyor. O da güzel şaraplar, güzel evler, güzel şarkılar ve güzel sanatın büyüsüyle yaşadıklarından gözlerini ayırdığında istemeyerek de olsa kendi gerçekliğini kabul etmek zorunda kalıyor.
"Barcelona, Barcelona", Woody Allen'ın başyapıtları arasında değil hiç kuşkusuz. Yine de iyi bir film ve kendisini izlettirmeyi başarıyor. Allen'ın, bütün olanlardan sonra hiçbir şey olmamış gibi filmi bağlaması; bir yandan açmazlarını ortaya koyup onlarla eğlenirken evli kadınlara "Oturun oturduğunuz yerde, macera aramayın" demesi, muhafazakâr öğeler taşısa da Amerika'da ya da Avrupa'da; bohem ya da standart bütün ilişkilerin aynı açmazlara ve sıkıntılara saplandığını söylüyor bir yerde.
Cruz göz doldurdu
Allen'ın son dönem gözde oyuncusu Scarlett Johansson, Cristina karakterine fizik olarak çok uygun olmasına rağmen ruhunu fazla yansıtamıyor. Vicky'yi canlandıran Rebecca Hall ise filmin en iyilerinden. Hall, tipik Amerikan ailesi olmak ile sonu olmayan bir maceraya atılmak arasında kalan Vicky'nin hallerini oldukça iyi yansıtıyor. Juan'ı canlandıran Javier Bardem idare ederken nevrotik eşi karakterindeki Penelope Cruz kendi evinde iyi bir maç çıkartıyor
Şenay Aydemir
Referans