Anasayfa
Beni Hatırla
2
puan
FORUMLAR > SİYASET & GÜNCEL > Ahıska Dramı ve Katliamı
Bu mesajı
4 kişi beğendi
24.04.2011 20:53 PM
Soner
Ankara Üniversitesi | Sosyal Bilgiler Öğretmenliği

Ruslar, asimilasyon politikası gereği Ahıska topraklarına 100.000'den fazla Hıristiyan Ermeni ve Gürcü'yü yerleştirdi. Etnik gruplar arasındaki çatışma 1. Dünya Savaşı ile iyice alevlendi. 1915 yılında Ardahan'ı da ele geçiren Ruslar bu topraklar üzerinde onbinlerce Türk'ü katletti. 1918 yılında Türk birliklerinin ilerleyişi ile biraz nefes alan ahali Osmanlı'ya müracaatta bulundu. Bunun üzerine 14 Temmuz 1918'de Kars, Ardahan ve Batum'da yapılan referandum (Katılan 87.048 kişiden 85.129'u Türkiye'ye bağlanmak istemiştir.) neticesinde her ne kadar Osmanlı'ya bağlanmışsa da bu topraklar, ardından Osmanlı'nın imzalamak zorunda kaldığı Mondros Mütarekesi ile tekrar düşman kuvvetlerine terk ediliyordu. 1921'de tekrar Türk ordusu tarafından ele geçirilen Ahıska, Batum ve Ahılkelek bu kez de 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Antlaşması ile Ruslar'a bırakılmıştı. Böylece bu bölge Gürcistan'ın Tiflis vilayetine bağlandı.

16 Mart 1921 yılında Ahıska'nın Sovyet topraklarına bağlanması ile Ahıskalılar için kara günler yeniden başladı. 1956 yılındaki verilere göre bu yerlerdeki Türk nüfusu 138.000 kadardır. Sovyet yönetimi, zorla Gürcistan sınırları içerisinde bıraktıkları Abhaz, Asetin (Oset) ve Acarlılara, Özerk Cumhuriyet kurma hakkı tanırken, Ahıska Türkleri yokmuş gibi farz edilerek, göz ardı edildiler. Bu yıllarda Ahıskalılar, okullarda önce Arap, sonra Latin ve daha sonra da Kiril alfabesi ile eğitim gördüler.

Ahıska'da kolhozlar 1927 yılında kurulmaya başladı. 1921'den 1927'ye kadar bu geçen 6 yıllık süre içerisinde Ahıskalıların ileri gelenleri Sovyet yönetimi tarafından hapishanelere atıldı. 1930'lu yıllarda başlatılan baskı ve şiddet döneminde binlerce aydın ve din adamı "Kemalist ve Pantürkist" suçlaması ile evlerinden toplanarak cezaevlerine atıldılar. Bu insanlardan bir daha hiç bir haber alınamadı. Daha sonra Stalin'in de desteği ile Gürcü şovenizmi güçlenerek, Ahıska Türklerinin büyük bölümünün soyadlarını Gürcüceye çevirdiler. 1938 yılında Sovyet Anayasa'sının kabulünden sonra, Ahıskalılar kayıtlara Azerbaycan milleti, dilleri ise; Azerice olarak geçti. Fakat bu durumda, Rusların kendi amaçları ve politikaları açısından pek fayda getirmeyeceği anlaşılınca bundan da vazgeçilip, 1940'da Ahıskalıların resmi dili Gürcüceye çevrildi. Bu uygulamadan anlaşılan Ahıskalılar, bağlı bulundukları Türk kimliğinden tamamen koparılmak istenmiştir.

Diğer taraftan bu yıllarda, İkinci Dünya harbinin patlak vermesi, bu harbe Rusya'nın dahil olmasıyla birlikte 1938-40 yıllarında Ahıska ve çevresine, Türkiye'ye mücavir sınırın korunması adı altında, on binlerce Sovyet askeri yerleştirildi. 1940 yılına kadar hiç askere alınmayan Ahıskalılardan birden bire 40 bin civarında kişi Alman cephesine sevk edildi. Askere sevk edilenlerin kız, gelin ve çocukları Borcom'a demiryolu inşaatında çalıştırdılar. 1944 yılında Borcom'dan Vale'ye döşenen 70 kilometrelik demiryolu yapımında binlerce Ahıska Türkü kötü koşullar sebebiyle hayatını kaybetti.

Bitmeyen Sürgün Başlıyor

13 Kasım 1944 yılında "Komünist İmecesi" uygulamasıyla yollar, köprüler v.s. gibi tesisler, daha başlarına geleceklerinden haberi olmayan halka tamir ettirildi. 14 Kasım 1944 günü, gece saat 12.00'de, daha önce sınıra takviye amacıyla yerleştirilmiş olan on binlerce Rus askeri, silahlarıyla Türklerin evlerine girdiler. Dört saat içerisinde kamyonlara doldurulan mazlum ve çaresiz Türk insanı demir yoluna getirildiler. Diğer taraftan bu sırada yüzlerce Ahıskalı aile ise, her türlü riski göze alarak, Rus askerleriyle çarpışarak, onlarca şehit verme pahasına Türkiye'ye geçmeyi başardı. Bu aileler halen Ağrı, Muş, Kırıkhan, İnegöl, Bursa, Ankara, İstanbul ve diğer yerleşim birimlerinde yaşamaktadırlar.

Yüz bin civarındaki Ahıska Türkü, kara kış gününde yük vagonlarına 8-10 aile halinde koyunlar gibi doldurularak kapılar kilitleniyordu. Yer gök Allah-Allah haykırışlarıyla inliyor, ağlama, sızlama ve hıçkırık sesleri kulakları sağır ediyordu. Halbuki bu yakarışları işitecek vicdana sahip kimse yoktu. Vagonlar Hazar Denizi'ne yaklaşmaya başlayınca, bu insanlar kendilerinin denize döküleceklerini sandılar. Bu olay karşısında Azerbaycan'ın o dönemdeki yöneticileri, Ahıskalıları Azerbaycan'da iskan etmek istediler. Ancak Stalin'in kararı kesindi. Azerbaycan yöneticilerini kurşuna dizmekle tehdit etti. Azerbaycan Türklerinin gayretleri de netice vermedi. Üç gün sonra vagonlar tekrar Urallar Bölgesine hareket etmeye başladı. Ural Dağlarının soğuk havası bir çok insanın hayatına mâl oldu. Onlara kefen ve mezar bile nasip olmadı. Kefenleri Sibirya'nın bembeyaz karıydı. Bir buçuk ay süren yolculuk sonunda bu talihsiz insanlar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a dağıtıldılar.

Ahıska Türkleri'nin neden sürgüne tabi tutuldukları tam 47 yıl gizli tutuldu. Gerekçe olarak bu 47 yıl boyunca ileri sürülen ise yalnızca tahmin edilen, varsayılan gerekçelerdi... 1991 yılında sürgünle ilgili belgelerin önemli ölçüde yayınlanmasıyla konu açıklık kazandı. SSCB'nin Halk İçişleri Komiseri Gürcü asıllı Lavrentiy Beriya, savaş sebebiyle bütün yetkileri elinde toplayan Devlet Savunma Komitesi Başkanı Gürcü İ. V. Stalin'e gönderdiği teklif niteliğindeki mektubunda (24 Temmuz 1944) "Gürcistan SSC'nin Türkiye sınırlı bölgelerinde oturan Türk nüfusun önemli bir kısmı yıllardır Türkiye tarafındaki akrabalarıyla temas etmek suretiyle muhaceret eğilimi içerisinde olup, kaçakçılık yapmakta, Türk istihbarat organları için casus angaje etme kaynağı oluşturmakta ve eşkiyaya insan gücü temin etmektedir" diyerek, bu sebeple 16700 hanenin (86 bin kişilik nüfus, bazı kaynaklarda bu rakam 91 bin olarak ifade ediliyor, ayrıca 40 bin kişi de askerde) Ahıska bölgesinde Orta Asya'ya sürülmesini ve bunların yerine de Gürcistan'ın toprak sıkıntısı çekilen kazalarından 7000 Gürcü hanenin iskan edilmesini teklif ediyordu.

İşte sürgünü yaşayanların anılarının özeti: "Gece Rus askerleri köyümüzün evlerini kontrol altına aldılar ve iki saat içinde toplanmamızı emrettiler. Sonra da silah zoruyla tren istasyonunda topladılar. 220ye yakın Ahıska köyünün Türk ve Müslüman nüfusunun kırk-elli kişi bir hayvan vagonuna dolduruldu. Vagonlar hayvan vagonları olduğu için ısıtma sistemi yoktu. Tuvaletsiz, susuz, dışarıda -15, -20 derece soğukta, bir buçuk ay bir yolculuk yapıldı. Rus askerleri her istasyonda vagonları açarak: açlıktan, soğuktan ve hastalıktan ölenleri trenlerden dışarı atıyorlardı. Tren kapıları günde bir kez açılıyordu. Erkeklerin gözleri önünde utandıkları için tuvalet ihtiyaçlarını yapamayan kadınların idrar keseleri patlayarak ölenler vardı."

Bir buçuk ay süren bu zorlu yolculuktan sonra, açlıktan, soğuktan, hastalıktan, 17 bini çocuk olmak üzere 30 binden fazla insan vefat etmiştir. Orta Asya Çöllerine Ocak ayında gelen Ahıskalılar zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Bu toprakların insanlarına, havasına, suyuna alışmak mecburiyetindeydiler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan çöllerine yerleştirilen bu insanlar sıkı bir polis ve KGB rejimi altında adeta bir karantinaya alındılar. 1944-1956 yıllar arasında sıkı yönetim uygulandı. Belli sınırlar içinde yaşamak mecburiyetinde kaldılar, bir köyden diğer bir köye izinsiz gidemediler. Düğün yapmak, evlenmek, yakın akrabaları ziyaret etmek için özel izin alınması gerekiyordu. Yüksek eğitim alma, seçme ve seçilme hakları yoktu. Ne yazık ki; bütün bu insanlık dramını dünya kamuoyu bilmiyordu. Bu insanlık ayıbı tam 12 yıl sürdü. (1944-1956) yılları arasında devam etti. Stalinin ölümünden sonra sıkı yönetim kaldırıldı. Ama Ahıskalılar Ahıskaya dönemediler. Ellerinden alınmış mal ve mülkleri verilmedi, hatta turist olarak Ahıska topraklarını ziyaret etmeleri yasaklandı. Bunun başlıca sebepleri Ahıskanın Türk sınırında bulunması ve 1944ten sonra boş kalmış Türk köylerine Ermenilerin yerleştirilmiş olmasıydı. Bir Türk toplumunun Türkiye sınır bölgesinde bulunması Rusya açısından sakıncalı olarak görülmüştü.

Ahıska T

24.04.2011 20:55 PM
Soner
Ankara Üniversitesi | Sosyal Bilgiler Öğretmenliği

www.izledost.com/ahiska-turkleri/belgesel-video_be0169ce5.html

Ahıska katliamıyla ilgili bu izletiyide izlemenizi öneririm.

24.04.2011 20:57 PM
Soner
Ankara Üniversitesi | Sosyal Bilgiler Öğretmenliği
Baba tarafım Ahıskalı. Dayanılmaz hale gelen Rus mezaliminden cennet misali toprakları terk ederek önce Erzuruma bilahare buradan da İstanbul Rumeli Kavağına göç etmişler. İki yüz yıla yaklaşan bir hasretlik aile büyüklerinden menkıbelerle nesilden nesile aktarılarak bizlere ulaştı. Önceleri Ahıskalı olmanın bende hiçbir etkisi yoktu. Bizimde kökümüz bütün Anadolu Türkleri gibi değişik zamanlarda gelerek buraları vatan yapanlar gibi Asyadaki eski Türk elleri idi. İlk defa Cumhuriyetin 75 inci Yıldönümü için gittiğim Alma Ata şehrinde örgütlü, disiplinli ve çok güzel bir dayanışma içindeki Ahıska Türkleri ile karşılaşınca konuya daha çok ilgi duymaya başladım. Yaptığım sunumdan sonra ön sıralarda oturan sarışın, yeşil gözlü, iri yapılı 50 yaşlarında bir dinleyici yanıma gelerek iki eli ile elimi kavradı. Çok güzel ve sarih bir Türkçe ile Hocam sen bizdensin. Bunun için arkadaşlarımla iddiaya dahi girdimdedi. Önce şaşırdım. Ve Hepimiz Türküz ve kardeşiz dedim. Hayır o başka sen Ahıskalısın. Bakışın, duruşun, tavırların ve konuşman açıkça Ahıskalı kimliğini ortaya koyuyor dedi. Daha çok şaşırdım . O güne kadar kendimi bu şekilde hiç değerlendirmemişim. Sonuçta bu şahsın Kazakistanda yaşayan 150.000 kadar Ahıska Türkünün Dayanışma Teşkilatının Başkanı olduğunu öğrendim. Ve yıllardır vatanlarından kopartılmış Ahıska Türklerinin yad ellerde çektiği sıkıntıları onların ağzından dinleme fırsatı buldum. Kazakistan olayı beni Ahıska Türkleri üzerinde araştırmaya sevk etti. Genelkurmay Askeri tarih Komisyonu üyesi olmam Ahıska Türkleri hakkında belge ve bilgilere birinci elden ulaşmamı kolaylaştırdı. Konunun içine girdikçe bu insanlara yapılan haksızlık beni daha çok etkiledi ve onlara bağlılığımı arttırdı. Ahıska Türkleri Anadoluda yaşayan diğer Türk boylarından çok farklı. Diğer Türk boyları Orta Asyadan yani doğudan gelip bu toprakları vatan yaparken, Ahıska Türkleri Anadoludan doğuya giderek o toprakları vatan yapmışlar. Ahıska Türklerinin vatanı bugünkü Gürcistan sınırları içinde kalan AHISKA ve AHILKELEK şehirlerinin bulunduğu bölge. Değerli dostum, usta kalem Yılmaz ERGÜL Beyin Önce VATANdaki köşesinde üç hafta süren Gürcistan Tangoları başlıklı her satırı tarih ve tecrübe kokan bilgilendirme yazısını okurken, kafam hep Neden biz o topraklarda değiliz. Nerede yanlış yapıldı sorusunun cevabını arıyordu. Şimdi ise AHISKA TÜRKLERİ nin dramını dile getiren ve bilinmeyen tarihi gerçekleri yansıtan çalışmalarını bir kitap haline getirme çabası içindeyim. Ahıska Türklerinin kötü günleri 1876-77de Osmanlı-Rus Harbi başlıyor. 93 harbinden sonra Rusların zulmü ile birlikte Ahıska bölgesinden Anadoluya göçler artıyor. 1921de Türkiye-Sovyet Rusya arasındaki Moskova Anlaşmasıyla 5 ilçe Ruslara bırakılıyor. Komünizmin gelişinden sonra Ahıskada sıkıntılar iyice artıyor. Sindirme politikaları, sürgünler, önde gelen kişileri suçlamalar, Sibiryaya gönderme, ya da öldürme. Kimse hakkını arayamıyor. Baskı ve şiddet artarak devam ediyor. İkinci Dünya harbinde eli silah tutan genç- yaşlı bütün erkekler askere alınıp batıya Alman Cephesine gönderiliyor. Toplu sürgünler İkinci Dünya Harbi sonrasında başlıyor. Sürgün olmak ve sürgünde yaşamak artık Ahıska Türkünün değişmez kaderi oluyor. 14 Kasım 1944de çok soğuk bir kış akşamında seksen bin Ahıskalı Türk kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden evlerinden ayrılığa zorlanıyorlar. Trenlere, üstü açık vagonlara dolduruluyorlar. Anneler, çocuklarından gelinlerinden ayrı vagonlarda kalıyor, bir araya gelmelerine izin verilmiyor. Tıka basa dolu vagonlardaki yolculukta ilk mola üç gün sonra veriliyor. Tuvalet olmayan vagonlarda insanlar ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor. Günlerce sürüyor bu insanlık dışı rezil yolculuk. Bu yolculukta yirmi bin masum insan hayatını kaybediyor. Sürgünün sebebi, bu insanların Türk olmaları ve Türk kültürüne bağlı kalarak kendi aralarında büyük bir dayanışma göstermeleriydi. Almanyada savaşanların çoğu ölüyor, evlerine sağ dönenler ise kimseyi bulamıyor. Bunlardan pek azı ailesine kavuşuyor. Orta Asyaya sürgün edilenler Türk Cumhuriyetleri içinde küçük gruplar halinde dağıtılıyorlar. Yerli halka baskı yapılıp Ahıskalılarla temas etmeleri yasaklanıyor. Ayrıca bunların yerleştikleri yerler olağanüstü hal bölgesi ilan edilip tam 12 yıl bir köyden diğer köye gitmek dahi men ediliyor. 2şer-3er aile dağıtıyorlar her tarafa. Bu baskılar Ahıska Türkünün yaşam mücadelesini kamçılıyor ve onların birbirlerine ve kültürlerine daha sıkı sarılmalarına etken oluyor. 1944 büyük sürgününün devamı 4 haziran 1989da geliyor. SSCB dağıldıktan sonra Rusyanın marifetiyle Özbekistanda Fargane vadisinde çıkan olaylarda yüzden fazla insan öldürülüp, binden fazla ev yakılıyor. Ve sonunda Özbekistandaki 70 bin Ahıska Türkü yeniden yollara düşürülüyor. Her bir aile bir tarafa savruluyor. Rusyaya, Ukraynaya, Azerbaycana dağıtılıyor. Şu anda Özbekistandan 1989da ayrılıp Rusyanın Krasnador Vilayetine yerleşen 20 bin kadar vatansız ve kimliksiz baskı altında yaşayan Ahıska Türkünün üçüncü bir sürgüne gönderilmek üzere olduklarına dair duyumlar da vardır. Türkiyede merkezi İstanbulda bulunan Ahıskalılar Vakfı var. Bu vakıf ülkemizde kırk bin civarında olduğu sanılan Ahıska Türklerini kucaklamaya çalışıyor. Vakıf Başkanı Mehmet Oğuz Vakfın amacını ;Dünya genelinde sürgünde bulunan bütün Ahıskalıları kucaklamak, dertlerine çareler aramak, maddi ve manevi yönlerden destek olmak diye özetliyor. Türkiye dünyada yaşayan diğer Türklere baktığı gibi bakıyor Ahıska Türklerine . Sözün özeti bakmıyor ve tanımıyor bile. Onlara sahip çıkmanın çok basit olduğundan, onların yaşadıkları topraklarda kültürlerinin muhafazasını desteklemekle Türkiyenin gücünün artacağından devletimizin haberi dahi yok. Ben Ahıska konusuna daha sonra yine döneceğim. Bu alandaki mücadelem dünyanın dört bir tarafına dağıtılmış olmalarına rağmen Türklüklerinden asla taviz vermeyen bu insanların vatanlarına dönüşüne kadar devam edecektir .
24.04.2011 20:57 PM
Soner
Ankara Üniversitesi | Sosyal Bilgiler Öğretmenliği

Ahıska Acısını Paylaşmak

Bir söz vardır, Paylaşılan mutluluklar artar, paylaşılan üzüntüler de azalır diye... 1944 yılında Stalin tarafından sürülen, Kırımlılar, Karaçay-Balkarlar, Çeçenler ve Ahıskalılar tarihin en büyük açılarını çekmişlerdir. Bu sürgün bir soykırıma dönüşmüş, bu toplulukların büyük çoğunlu sürgün yollarında can vermişlerdir. Tarihin kara yaprakları arasında yer alan ve anneyi çocuktan, kardeşi kardeşten ayıran aileleri parçalayan bu korkunç sürgünün en acı tarafı ise insanları en kutsal saydıkları vatanlarından etmesi idi.

Kırım Türklerinin büyük yolbaşçısı Mustafa Cemiloğlunun mücadelesi sayesinde önemli ölçüde vatanlarına döndüler ve mücadeleye orada devam etmekteler. Kırımlıların bu çetin vatan mücadelesine her defasında şahit oldum. Vatanın kıymetini vatansız kalanlar çok daha iyi anlar. İşte biz de Ahıska Türklerinin yarım asrı geçkin bir süredir yaşadıkları vatan dramına ortak olmak, onların sesini bir nebze de olsun kamuoyuna duyurmak için, Baküde düzenlenen, 1. Uluslar arası Ahıska Türkleri Kurultayına katıldık. Ahıska Türklerinin acılarıyla acılandık, biraya gelmenin ve mücadeleye azimli bir şekilde yeniden başlamanın sevinciyle sevinçlendik. Ahıska Türklerinin ilk defa böyle bir kurultay düzenlemeleri gerçekten önemli bir adım. Bu adımı, kardeş Azerbaycanda atmaları da ayrı bir güzellik. Azerbaycan Türkleri Ahıska Türkleriyle ilgi meseleye oldukça duyarlı. 1989 yılında Ferganada yaşanan Ahıska Türklerinin ikinci faciası olarak da atlandırılan olaydan sonra önemli ölçüde Ahıska Türkü, Azerbaycana göç etmiş. Fergana olaylarına bu yazımdan değinmek istemiyorum çünkü etraflıca incelenmesi gereken ve KGBnin Türk toplulukları arasına düşmanlık sokmak için yaptığı bir provokasyon olduğunu söylemekle yetineceğim. Çünkü, o dönemde konuyu araştıran Özbekistanlı bir çok aydında bu konuda önemli ip uçları elde etmiş ve kamuoyuna duyurmuşlardı. Baküdeki toplantının bir güzel tarafı da Türkiyeden 16 milletvekilinin toplantıya katılması ve Ahıska meselesiyle yakından ilgilenmesiydi. Bu güzelliğin yine önemli bir özelliği toplantıda hem iktidar hem de muhalefet milletvekillerinin buluşmasıydı. Her konuda ayrılık gösteren milletvekilleri bu konuda birleşmişler ve Ahıska meselesine sahip çıkmak için Türkiyeden Baküye gelmişlerdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyevin toplantıya Millî Meclislerden sorumlu Hidayet Oruçovu görevlendirmesi ve Ahıskalıların yanında olduğunu ifade eden bir mesaj da göndermesi Azerbaycan devletinin konuya verdiği önemi ortaya koydu. Yine Azerbcaycanlı milletvekili tanınmış şair yazar Sabir Rüstemhanlının milletvekillerimizi Azerbaycan Parlamentosuna götürüp orada iki Türk Devletininin milletvekillerinin kaynaşmasını sağlaması ve Türk misafirperverliğini en güzel şekilde ortaya koyması, toplantının verimini artırdı. Yine Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlının 1.Uluslar arası Ahıska Türkleri Kurultayında yaptığı konuşma, kurultay delegasyonuna yol gösterici tarzdaydı. Tenzile hanım Türkiye gibi güçlü bir devletin, ABD ve ABnin peşinde karşılıksız bir sevdaya tutularak taviz vermesini de sindiremediklerini açıkça ve yüreklice ifade etti. Tenzile Rüstemhanlının konuşmasının dakikalarca ayakta alkışlanması toplantıya katılanların da aynı görüşleri paylaştıklarının bir göstergesi bence. Bugün Türkiyenin Ahıska dramını çözmesi için çok daha önemli adımlar atması ve Gürcistanla bu konuyu mutlaka çözmesi gerekir. Ahıska Türklerinin vatan hasretini bitirmenin yolu diplomatik girişimlerden ve Türkiyenin konuya aktif müdahalesinden geçer. Bunun başka yolu yoktur. Gürcistan da konuya olumlu yaklaşır gibi gözükse de bu konuda Ermeni siyasetçilerin baskısı yoğun olmaktadır. Bugün Ahıska Türklerinin ata-baba topraklarında bu bölgeye yerleştirilen 400-500 bin civarında Ermeni yaşıyor. Gürcistan siyasetinde de etkili olan Ermeniler bölgeye Ahıska Türklerinin gelmesini istememektedirler. Yine burada bir noktaya daha temas etmekte fayda görüyorum. O da Ahıska Türklerinin çok sayıda dernek ve vakfa bölünmüş olması. Ahıska Türkleri mutlaka tek çatı altında güçlü bir kuruluş olarak var olmalıdırlar. Bu kadar çok dernek ve vakfa bölünmüş bir topluluk güçlü ses çıkaramaz. Umarım bu kurultay bu alanda da atılmış bir adım olur ve Ahıska Türkleri tek vücut olmanın yollarını kendi aralarında bulurlar. Milli meselelerde kişisel çıkarlar ve kırgınlıklar yok sayılmalı ve milli ülkü etrafında birleşmelidir. Milli Ülkü de Ahıska Türklerinin vatanına dönmeleridir. Ahıska Türkleri 1. Uluslar arası Kurultayına katılan Azerbaycan Bakü Büyükelçiliğimizin Kültür Ataşesi, Gazetemizin yazarı Fethi Gedikli, kurultay boyunca davetlilerle yakından ilgilenerek Azerbaycan hakkında bilgi verdi. Türk Dünyasına olan ilgisiyle ve bilgisiyle tanınan ve bu konuda çok sayıda eser vermiş birisi olan Doç. Dr. Fethi Gediklinin buraya Kültür Ataşesi olarak atanması gerçekten çok isabetli bir karar olmuş. Gediklinin Azerbaycanın başşehri Bakü gibi çok önemli bir kültür merkezinde görev yapması da ayrıca önemli. Sonuçta, ilk defa bir kurultay vasıtasıyla Ahıska Türklerinin dramı ciddi bir şekilde masaya yatırılmış oldu. Bu Kurultay bu bakımdan önemli bir ilke imza atmış oldu. Düzenleyenleri kutluyor, Ahıskalıların bir an önce vatanlarına kavuşabilmeleri yolunda, birlik içinde olmalarını diliyorum.

Bilge ERTEKİN

24.04.2011 20:58 PM
Soner
Ankara Üniversitesi | Sosyal Bilgiler Öğretmenliği

Ahıska Acısını Paylaşmak

Bir söz vardır, Paylaşılan mutluluklar artar, paylaşılan üzüntüler de azalır diye... 1944 yılında Stalin tarafından sürülen, Kırımlılar, Karaçay-Balkarlar, Çeçenler ve Ahıskalılar tarihin en büyük açılarını çekmişlerdir. Bu sürgün bir soykırıma dönüşmüş, bu toplulukların büyük çoğunlu sürgün yollarında can vermişlerdir. Tarihin kara yaprakları arasında yer alan ve anneyi çocuktan, kardeşi kardeşten ayıran aileleri parçalayan bu korkunç sürgünün en acı tarafı ise insanları en kutsal saydıkları vatanlarından etmesi idi.

Kırım Türklerinin büyük yolbaşçısı Mustafa Cemiloğlunun mücadelesi sayesinde önemli ölçüde vatanlarına döndüler ve mücadeleye orada devam etmekteler. Kırımlıların bu çetin vatan mücadelesine her defasında şahit oldum. Vatanın kıymetini vatansız kalanlar çok daha iyi anlar. İşte biz de Ahıska Türklerinin yarım asrı geçkin bir süredir yaşadıkları vatan dramına ortak olmak, onların sesini bir nebze de olsun kamuoyuna duyurmak için, Baküde düzenlenen, 1. Uluslar arası Ahıska Türkleri Kurultayına katıldık. Ahıska Türklerinin acılarıyla acılandık, biraya gelmenin ve mücadeleye azimli bir şekilde yeniden başlamanın sevinciyle sevinçlendik. Ahıska Türklerinin ilk defa böyle bir kurultay düzenlemeleri gerçekten önemli bir adım. Bu adımı, kardeş Azerbaycanda atmaları da ayrı bir güzellik. Azerbaycan Türkleri Ahıska Türkleriyle ilgi meseleye oldukça duyarlı. 1989 yılında Ferganada yaşanan Ahıska Türklerinin ikinci faciası olarak da atlandırılan olaydan sonra önemli ölçüde Ahıska Türkü, Azerbaycana göç etmiş. Fergana olaylarına bu yazımdan değinmek istemiyorum çünkü etraflıca incelenmesi gereken ve KGBnin Türk toplulukları arasına düşmanlık sokmak için yaptığı bir provokasyon olduğunu söylemekle yetineceğim. Çünkü, o dönemde konuyu araştıran Özbekistanlı bir çok aydında bu konuda önemli ip uçları elde etmiş ve kamuoyuna duyurmuşlardı. Baküdeki toplantının bir güzel tarafı da Türkiyeden 16 milletvekilinin toplantıya katılması ve Ahıska meselesiyle yakından ilgilenmesiydi. Bu güzelliğin yine önemli bir özelliği toplantıda hem iktidar hem de muhalefet milletvekillerinin buluşmasıydı. Her konuda ayrılık gösteren milletvekilleri bu konuda birleşmişler ve Ahıska meselesine sahip çıkmak için Türkiyeden Baküye gelmişlerdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyevin toplantıya Millî Meclislerden sorumlu Hidayet Oruçovu görevlendirmesi ve Ahıskalıların yanında olduğunu ifade eden bir mesaj da göndermesi Azerbaycan devletinin konuya verdiği önemi ortaya koydu. Yine Azerbcaycanlı milletvekili tanınmış şair yazar Sabir Rüstemhanlının milletvekillerimizi Azerbaycan Parlamentosuna götürüp orada iki Türk Devletininin milletvekillerinin kaynaşmasını sağlaması ve Türk misafirperverliğini en güzel şekilde ortaya koyması, toplantının verimini artırdı. Yine Azerbaycan Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlının 1.Uluslar arası Ahıska Türkleri Kurultayında yaptığı konuşma, kurultay delegasyonuna yol gösterici tarzdaydı. Tenzile hanım Türkiye gibi güçlü bir devletin, ABD ve ABnin peşinde karşılıksız bir sevdaya tutularak taviz vermesini de sindiremediklerini açıkça ve yüreklice ifade etti. Tenzile Rüstemhanlının konuşmasının dakikalarca ayakta alkışlanması toplantıya katılanların da aynı görüşleri paylaştıklarının bir göstergesi bence. Bugün Türkiyenin Ahıska dramını çözmesi için çok daha önemli adımlar atması ve Gürcistanla bu konuyu mutlaka çözmesi gerekir. Ahıska Türklerinin vatan hasretini bitirmenin yolu diplomatik girişimlerden ve Türkiyenin konuya aktif müdahalesinden geçer. Bunun başka yolu yoktur. Gürcistan da konuya olumlu yaklaşır gibi gözükse de bu konuda Ermeni siyasetçilerin baskısı yoğun olmaktadır. Bugün Ahıska Türklerinin ata-baba topraklarında bu bölgeye yerleştirilen 400-500 bin civarında Ermeni yaşıyor. Gürcistan siyasetinde de etkili olan Ermeniler bölgeye Ahıska Türklerinin gelmesini istememektedirler. Yine burada bir noktaya daha temas etmekte fayda görüyorum. O da Ahıska Türklerinin çok sayıda dernek ve vakfa bölünmüş olması. Ahıska Türkleri mutlaka tek çatı altında güçlü bir kuruluş olarak var olmalıdırlar. Bu kadar çok dernek ve vakfa bölünmüş bir topluluk güçlü ses çıkaramaz. Umarım bu kurultay bu alanda da atılmış bir adım olur ve Ahıska Türkleri tek vücut olmanın yollarını kendi aralarında bulurlar. Milli meselelerde kişisel çıkarlar ve kırgınlıklar yok sayılmalı ve milli ülkü etrafında birleşmelidir. Milli Ülkü de Ahıska Türklerinin vatanına dönmeleridir. Ahıska Türkleri 1. Uluslar arası Kurultayına katılan Azerbaycan Bakü Büyükelçiliğimizin Kültür Ataşesi, Gazetemizin yazarı Fethi Gedikli, kurultay boyunca davetlilerle yakından ilgilenerek Azerbaycan hakkında bilgi verdi. Türk Dünyasına olan ilgisiyle ve bilgisiyle tanınan ve bu konuda çok sayıda eser vermiş birisi olan Doç. Dr. Fethi Gediklinin buraya Kültür Ataşesi olarak atanması gerçekten çok isabetli bir karar olmuş. Gediklinin Azerbaycanın başşehri Bakü gibi çok önemli bir kültür merkezinde görev yapması da ayrıca önemli. Sonuçta, ilk defa bir kurultay vasıtasıyla Ahıska Türklerinin dramı ciddi bir şekilde masaya yatırılmış oldu. Bu Kurultay bu bakımdan önemli bir ilke imza atmış oldu. Düzenleyenleri kutluyor, Ahıskalıların bir an önce vatanlarına kavuşabilmeleri yolunda, birlik içinde olmalarını diliyorum.

Bilge ERTEKİN

24.04.2011 21:00 PM
Halil İbrahim
Afyon Kocatepe Üniversitesi | Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları

merhaba benda ahıska türküyüm ama yazıyı okumadım yazı çok uzun geldi.

24.04.2011 21:01 PM

 eminim okumayacaktır kimse çok uzun diye ama emin ol bilenler tekrar hatırlayıp anlayacaktır ne kadar acı yaşandığını..

24.04.2011 21:01 PM
Ece
Halil İbrahim demiş ki:

merhaba benda ahıska türküyüm ama yazıyı okumadım yazı çok uzun geldi.

 

24.04.2011 21:02 PM
Halil İbrahim
Afyon Kocatepe Üniversitesi | Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları
Fehmi demiş ki:

 eminim okumayacaktır kimse çok uzun diye ama emin ol bilenler tekrar hatırlayıp anlayacaktır ne kadar acı yaşandığını..

orası çok doğru

Bu mesajı
2 kişi beğendi
24.04.2011 21:06 PM
Soner
Ankara Üniversitesi | Sosyal Bilgiler Öğretmenliği
Halil İbrahim demiş ki:

merhaba benda ahıska türküyüm ama yazıyı okumadım yazı çok uzun geldi.

O benim sorunum değil,ister oku,ister okuma!Atalarının çektiği acıları bilip bilmemek sana kalmış birşey.Gerçi ruslarla gurur duyuyorsundur bu katliamalrı yaptıkları için!Keyfine bak,Ahıska Türkleri mücadelelerine devam edecek sen ve senin gibilere rağmen!

Haa,bu konuda gırgır geçilecek bir konu değil,git,geyik yapmak istiyorsan dağa git,geyiklerle ilişki kur!